Endonezya’da 6.2 büyüklüğünde deprem

Endonezya’nın doğusundaki Batı Timor’da, 6.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Endonezya Meteoroloji Ajansı depremin büyüklüğünü 6.2 olarak açıkladı. Depremde can ve mal kaybı olup olmadığı ise açıklanmadı.Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi ise depremin büyüklüğünün 6.4 olarak açıkladı.Depremin ise 10 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi.

Putin mantar topladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, doğası ile ünlü Yenisey’de gerçekleştirdiği dağ yürüyüşünde mantar topladı.

Rusya Devlet Başkanlığı tarafından yayınlanan Başkan’ın tatil görüntülerinde, ilginç kıyafetleri ile dikkat çeken Putin’in Yenisey’deki gezi sırasında, mantar toplama ve dağ yürüyüşü dikkat çekti.

Putin’e Savunma Bakanlığı Başkanı, Güvenlik Servisi Müdürü Alexander Bortnikov ve Sayano–Shushenskoye Müdürü Gennady Kiselev eşlik etti.Nehirde gezinti yapan Putin, ayrıca vahşi geyikleri izledi.

Devlet Başkanı Tuva Cumhuriyeti’nde iki gün geçirdi.Devlet Başkanı basın sözcüsü Dmitry Peskov, yaptığı açıklamada, Rus liderin Tuva’yı turizm amaçlı ziyaret ettiğini belirtti.

Vladimir Putin, Tuva Cumhuriyetini geçen sene de ziyaret etmişti ve Savunma Bakanlığı Başkanı ile balık avlamıştı. (DHA)

Sert adamlar, sert zamanlar

Chris Patten*Dünya liderleri kendi yarattıkları krizlerle boğuşuyorlar. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ağır gelişen güçlüklerle karşı karşıyayken, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump, kritik eşiklere yaklaşıyorlar.Güçlü liderlerin adeta “hisseleri” değer kaybediyor. Piyasalar henüz çakılmış değil ancak otokratlar endişelenseler iyi ederler.Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) içinde dönen güç oyunları her zaman gizli kapaklı olmuştur ve içerde dönen politik çatışmalar nadiren örtbas edilemeyecek kadar büyür. Ancak şu noktada huzursuzluk sesleri açık ve net işitilebiliyor. Şi Cinping ve danışmanları Beidaihe sahilinde inzivaya çekilirken, Şi’nin kişilik kültünün ÇKP kademelerinde gitgide eleştirilmeye başlandığı söylentileri yayılıyordu.Söylentilere bakılırsa Şi’nin özeleştiri yapması faydalı olabilir. Deng Şiaoping’in reformlarını geriye çevirmek, Jiang Zemin ve Hu Jintao gibi eski ÇKP’li liderlerin çizdiği temayülleri göz ardı etmek akıllıca mıydı, düşünmesi gerek. Donald Trump’ın milliyetçi hassasiyetlerini ve korumacı kabadayılığını da göz önünde bulundurmalı ve üstünlükçü söylemini gözden geçirmeli. Meşhur “Bir Kuşak, Bir Yol” projesini de tekrar düşünmeli. Proje, Çin’in çeşitli gereksiz yatırımlar vasıtasıyla borcunu başka ülkelere yıkma aracı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Bu esnada Şi’nin yeni dostu Vladimir Putin siyasi dokunulmazlığını sürdürüyor. Kısa süre önce bir Fox Haber muhabirinin de söylediği gibi, bunun sebebi birçok muhalifin “ölüp gitmiş” olması olabilir. Ülkenin gelirlerinin yüzde 40’ı petrol ve doğalgazdan elde ediliyor; dinamik girişimcilik ruhundan ve yabancı yatırımlardan yoksun ekonomi can çekişiyor. Evinizde sağa sola bir bakın ve votka, elektrik ya da Tolstoy’dan başka Rus yapımı bir şey var mı bakın. Ancak Putin ve Şi’nin dertleri, Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan’ınkilerin yanında güdük kalıyor.Ülkesindeki parasal krizin hemen ardından iktidara geleli on beş yıldan fazla zaman oldu ve Erdoğan şimdi adeta kendi krizini tasarlıyor. Türk lirası bu sene dolar karşısında yüzde 38 değer kaybetti. Sebepler ise belli; Erdoğan’ın ekonomik okur yazarlıktan yoksun olması, kayırmacılık ve alternatif düşüncelere kapalılık.Türkiye’nin güncel krizi son derece trajik çünkü tamamen gereksiz. Ülke 81 milyon nüfusa sahip ve Batı, Ortadoğu ve Orta Asya arasında köprü görevi gören bölgesel merkez niteliğinde. Ekonomik dinamo görevi görmeye müsait ancak Erdoğan’ın politikaları ülkeyi bataklığa sürüklüyor.Türk lirası hızla değer kaybediyor ve enflasyon tırmanıyor. Erdoğan buna rağmen merkez bankasına baskı yaparak faizlerin düşük kalmasını talep ediyor çünkü büyümede yaşanacak olası bir zayıflamanın gelecek sene yapılacak yerel seçimlerde partisine zarar vermesinden korkuyor. Ancak şimdi önümüzdeki 12 ay boyunca ülkenin cari açığıyla ve uçsuz bucaksız dolar borcuyla mücadele etmek zorunda.İşin daha da kötüsü, Erdoğan kısa süre önce liyakat yoksunu damadı Berat Albayrak’ı (yani Ankara’nın Jared Kushner’ını) Maliye ve Ekonomi Bakanı yaparak piyasaları daha da huzursuz etti. Erdoğan ayrıca, 2016’daki darbe girişimiyle ilişkili suçlamalarla tutuklanan ABD’li bir rahip üzerinden ABD ile diplomatik ve ticari kavgaya tutuştu. Trump da rahibin serbest bırakılmasını kişisel bir meseleye çevirdi. Ara dönem seçimleri yaklaşırken, muhtemelen evanjelist seçmene yaranma niyeti taşıyor.Trump’ın kimseye (Putin hariç) “boyun eğmeyeceğini” kanıtlama arzusu herkes tarafından biliniyor. Türkiye ile yaşanan anlaşmazlıkta ABD tüketicileri ve şirketleri üzerinde yaratacağı etkiyi düşünmeden ek vergileri gelişigüzel yürürlüğe koydu. Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğunu hesaba katan yok. Trump Türkiye’yi NATO birliğinin dışına itip, Rusya ve Çin’in kollarına atmaya istekli görünüyor.Bu sert adamların aksine, günümüz dünyasında gerçek bir liderin uluslararası işbirliğini desteklemesi ve seçmeni bu yönde ikna etmesi gerekiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansöliyesi Angela Merkel ve Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin önümüzdeki aylarda tam olarak bunu yapmaları bekleniyor.O esnada Donald Trump ve Erdoğan gibi sert adamı oynamayı seven liderlerin ülkelerine ve dünyaya fazla zarar vermemesini dilemeliyiz. Zaman, işbirliğini tekrar büyütme zamanı.* Projecy Syndicate’den çeviren Fatih KIYMAN

ABD Başkanı Trump, ‘Kadın Eşitliği Günü’nde protesto edildi

‘Kadın Eşitliği Günü’ dolayısıyla sokaklara dökülen Los Angeles halkı, kendisini yargılayacak hakimi atamayı planlayan ABD Başkanı Donald Trump’ı ve politikalarını protesto etti.Pazar günü yüz binlerce Amerikalı ülke genelinde ‘Kadın Eşitliği Günü’ dolayısıyla yapılan, kadın hakları, birliktelik ve Trump’ın ulusal ve uluslararası politikalarını protesto etme amaçlı gösterilerde bir araya geldi. Los Angeles’ta belediye binası önünde gerçekleşen gösteride de binlerce kadın hakları destekleyicisinin yanı sıra sivil toplum örgütleri ve Amerikan Kongresi üyeleri toplandı. Gösteri sırasında Los Angeles Şehri Belediye Başkanı Eric Garcetti tarafından imzalanan Kadın Eşitlik Günü’nü tanıyan ve kutlayan tanıma belgesi teslim edildi.”FİLİSTİN’DEN MEKSİKA’YA TÜM DUVARLAR KALKMALI”Konuşmaların ardından Los Angeles merkezinde yürüyüşe geçen protestocular İspanyolca ve İngilizce “Toplum bir arada”, “Haklarımıza saldırdığında ne yaparız? Kalkar savaşırız”, “Filistin’den Meksika’ya tüm duvarlar kalkmalı”, “Donald Trump, asla” ve “İnsanlık için faşist Amerika’ya hayır” sloganları attı.”SAHTE BAŞKAN, GERÇEK HABER”Trump’ın Amerikan değerlerine ve yasalarına saldırdığını söyleyen protestocular ellerinde Trump’ın görevden alınmasını talep eden üzerlerinde “Trump-Pence gitmeli”, “Sahte başkan, gerçek haberler”, “Kadın hakları ile savaşı durdurun” ve “Trump Suçlu” yazan pankartlar taşıdı.Gösteri sırasında ilk olarak konuşan Brooke Robbins, “Çağrımız tüm senatörlere kadın haklarını, insan haklarını koruyan kararları destekleme çağırıyoruz. Sadece kadın haklarını değil, çevre haklarını, işçi haklarını göçmen haklarını korumaya çağırıyoruz. Hep beraber olursak büyük bir dalga hatta tsunami yapabiliriz” dedi.GÖÇMEN ÇOCUKLAR HALA KAFESTEGerogia Vali Yardımcısı adayı olan Tiriana James Arnold ise “Bana birçok isim takıyorlar bunlardan biri de kızgın siyah kadın. Bu çok doğru ben kızgın siyah bir kadınım. Ve sizleri de kızmaya çağırıyorum” diyerek tüm partilere zamanlarının dolduğunu söyledi. Kızgın olmasının sebebinin hükümetin sorunları çözmekten uzak politikaları olduğunu söyleyen Arnold, göçmen çocukların hala kafeslerde olduğunu, yarım milyon Amerikalı’nın sağlık sisteminden faydalanamadığını, binlerce gazinin evsiz olduğunu, birçok yerlerde hastanelerin kapandığını ve demokrasinin saldırı altında olduğunu ifade etti.”TRUMP KENDİNİ YARGILAYACAK HAKİMİ SEÇİYOR”ABD Kongre Üyesi Adam Bennett Schiff, protestoculara hitaben yaptığı konuşmasında Trump’ın Brett Kavanaugh’ı Amerika’daki en yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesine ataması ile ilgili eleştirilerde bulundu. “Bu hipokrasinin en büyüğüdür” diyerek Trump’ı ikiyüzlülükle suçladı. Schiff, Obama döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek için seçimlerin beklenmesi gerektiğini söyleyen Cumhuriyetçi Parti’nin bugün genel seçime birkaç ay kala düzgün bir inceleme bile yapmadan Trump’ın adayını kabul etmeye hazırlandığını ifade etti.Seçimler olmasa bile bunun asla olmaması gerektiğini belirten Schiff, “Düşünün bu ömür boyu bir atama. Ve bu atama federal soruşturma altında olan bir başkan tarafından yapılıyor ve başkanın kendi davası bu hâkim tarafından görülebilir” dedi. ABD Başkanının açıkça kanunlara karşı geldiğini, daha geçen hafta kampanya sorumlusu ve avukatı olan Cohen’in ceza aldığını söyleyen Schiff, Kavanaugh’ın başkanlık görevini gerçekleştiren biri soruşturulmamalıdır dediğini hatırlatarak, “Sadece bu sebeple bile bu atama gerçekleşmemelidir” diye konuştu.Ardından söz alan ilk Çinli Amerikan kadın Kongre üyesi olan Judy Chu da Trump’ın kadın karşıtı politikalarını eleştirerek, “Trump kadınların kendi vücutları ile seçme haklarını suç haline getirmeye çalıştı. Kadının hayatını kurtarma pahasına bile gerçekleşen kürtajın suç olması gerektiğini söyledi” ifadelerini kullandı.Chu ayrıca Kavanaugh ataması ile ilgili olarak, “Şu an Trump’ın bazı korkunç kararları var. Bunlarla ilgili mahkemeler sürüyor” diyerek, Trump’ı yargılayabilecek hakimin de Trump tarafından atanacağına dikkat çekti. Trump’ın aile planlama programlarına da karşı olduğunu söyleyerek dört milyon kadının bu programlardan faydalandığını belirtti.Protestoculara yoldan geçen halk da destek verdi. Yürüyüş sırasında polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı protesto gösterisi yürüyüşün ardından olaysız şekilde dağıldı.

BM: Myanmar generalleri soykırımdan yargılanmalı

Myanmar ile ilgili soruşturma yürüten BM ekibinin raporunda ordu generallerinin Arakanlı Müslümanlara karşı soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları suçlamalarından UCM’de yargılanmasını istedi. Raporda Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing ve pek çok üst düzey generalin Arakanlı Müslümanlara soykırım yaptığı iddia edildi.Birleşmiş Milletler’in Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşananları soruşturan ekibinin raporunda, Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing ve diğer üst düzey generallerin Arakanlı Müslümanlara soykırım suçlamasından Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanması görüşüne yer verildi.Öncelikle Min Aung Hlaing ile 5 üst düzey generalin daha adını veren soruşturmacılar, uluslararası standartlara uygun şekilde hesap sorma peşinde olan yetkin ve güvenilir bir kurumla daha uzun bir isim listesini paylaşabileceklerini belirtti. Raporda ”Arakan’daki soykırım ile Arakan, Kaçin ve Şan bögelerinde insanlığa karşı suç ve savaş suçlarıyla ilgili Genelkurmay Başkanı dahil en üst düzey generaller soruşturulmalı ve haklarında dava açılmalı” denildi.Myanmar ordusunun gerçek güvenlik tehditleriyle son derece orantısız şekilde güç kullanımına sürekli olarak başvurduğu kaydedilen raporda askerlerle Budist milislerin Arakan Müslümanlarını katlettiği, kadınlara tecavüz ettiği, evleri kundakladığı ve tün bunları ‘soykırım niyetiyle’ yaptığı ifade edildi.

Elon Musk,Tesla’yı borsadan çekme kararından vazgeçti

Tesla’nın kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Elon Musk, geçtiğimiz günlerde açıkladığı Tesla’yı borsadan çekme kararından vazgeçti.Tesla’nın CEO’su Elon Musk, 7 Ağustos tarihinde sürpriz bir açıklama yaparak Tesla’yı hisse başına 420 dolardan Borsadan çekmeyi planladığını duyurmuştu. Musk’ın bu açıklamasının ardından hisseler önce çok hızlı bir hareketle 342 dolardan 379 dolara çıkmış, ancak arkasından düşüşe geçerek 322 dolara kadar gerilemişti.Yaşan bu düşüşün ardından hafta sonuna doğru Tesla yönetim kurulu ile bir toplantı yapan Musk, kararını değiştirdiğini yöneticilere iletti. Musk, toplantının ardından şirketin internet sitesinden yayınladığı duyuruda “Yönetim kuruluna Tesla için en iyi adımın borsada kalmak olduğunu söyledim. Onlar da bunu kabul ettiler” dedi. Musk, açıklamasının devamında “Borsadan çıkma sürecinin zorlu olacağını biliyordum. Ama bunun başta tahmin edildiğinden daha rahatsız edici olacağı ve daha çok zaman alacağı açıkça gözüküyor. Tesla hisselerini ellerinde bulunduran yatırımcıların birçoğunun, şirketin halka açık olarak kalmasının daha iyi bir yol olduğuna inandıkları görülüyor” ifadelerini kullandı.Musk’ın bu kararı almasında hissedarlardan gelen geri dönüşlerin yanından Wall Street şirketlerinden gelen önerilerin de etkisi olduğu söyleniyor.İnceleme altındaİlk halka arzı Haziran 2010’da gerçekleşen Tesla’nın hisseleri, New York borsasına 17 dolardan sunulmuştu.Musk’ın şirketi borsadan çekebileceğini açıklaması ise sermaye piyasalarında ciddi tartışmalara neden olmuş ve Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu, Musk’ın hamlesinin üzerine şirketi incelemeye almıştı.

Bir savaş delisiyle uçmuştum

‘Şahin’ Cumhuriyetçi John McCain öldü Suriye’ye emperyal çullanmanın en azgın dönemlerinde Hatay’a gidiyordum. BM Genel Sekreterliği’nden sonra BM Suriye Özel Temsilciği’ne atanan Kofi Annan’ın basın toplantısını izleyeceğim. Uçakta yerime oturmaya çalışırken az ileride onu gördüm. Önce benzettiğimi sandığım kişi için, aklımda Suriye, Hatay, Annan sözcükleri biraraya gelince “o olabilir” dedim. Dikkatlice baktığımda yanındakilerin de yardımıyla bulduğu koltuğa oturan adam gerçekten de oydu: John McCain.Bir gazetecinin başına çok sık gelmeyen bir rastlantıydı bu. Zatın kim olduğunu bir iki kelimeyle anlattığım hostesden, McCain’e gazeteci olduğumu söylemesini, kendisine birkaç soru sormak istediğimi, verdiğim kartımla birlikte, bildirmesini rica ettim. “Hatay’a inelim konuşuruz” yanıtı geldi McCain’den. 2008’de Barack Obama’nın karşısına Başkan adayı olarak çıkmış, savaş delisi, Kongre’deki Cumhuriyetçilerin en “şahini”, “Vietnam savaş kahramanlığı” ABD medyasında da dile getirildiği üzere bir palavradan ibaret olan adamdı bu.Dakikalar geçmek bilmedi. “Bir an önce insek de adamı yakalamışken bir iki soru sorabilsem” diye içim içimi yedi. Uçağın tekerleği Hatay Havalimanı’na değer değmez, uçuş kurallarını da hiçe sayarak tabii, hemen yerimden kalkıp yanına gittim. Kibar karşıladı, sorularıma yanıt verdi. (Yaptığım haber o sıralarda çalıştığım Cumhuriyet’te yayınlandı). Bir ara, “Obama Suriye’ye saldırmayacağız dedi ne diyorsunuz” diyecek oldum, anında “ o öyle söyler ancak ne yapılacağına biz karar veririz” oldu yanıtı. Obama’nın Beyaz Saray’da “yapayalnız bir siyah adam” ya da “zihniyeti beyaz bir siyah adam” olduğuna olan inancım bu yanıtla da pekişti haliyle. Doğruydu, McCain gibiler karar verirdi bu tür şeylere. Güçlüydüler elbette.Lübnan, Grenada, Panama, Irak, Somali, Bosna, Kosova, Afganistan, Libya, Suriye ABD’nin “teröre karşı olma” bahanesiyle savaş açtığı ülkelerdi. Bu savaşın önde gelen tamtamcısı, kışkırtıcısı idi McCain. Bu ülkelere açılan savaşların tümünü onaylamış, kırk yıla yakın bulunduğu Kongre’de karşı çıktığı tek bir savaş olmamıştı. Bu savaşlarda ölen milyonlarca insanın kanı bu adamın ellerine bulaşmıştı. Uçtuğum adam buydu. Savaş kışkırtıcılığı yapmadığı zamanlarda (ki çok kısa zamanlardır) Kongre’de lobicisi olduğu şirketler yararına çalıştı hep. Tüm “politikacılığını” askeri operasyonlar ile finans üzerine bina etmiş bir Kongre Üyesi’ydi.Obama ile girdiği yarışta hep bir Vietnam gazisi, kahramanı olduğu öne çıkarıldı destekleyenlerince. 1973’de Kuzey Vietnam’lı yurtseverlerin eline esir düşmüş 2000’e yakın ABD askerinin arasında bu da vardı. Kuzey Vietnam’da siviller üzerine bomba yağdıran bir pilottu. Bir santralı bombaladıktan sonra uçağı düşürüldüğünde, Vietnamlı bir sivil tarafından kurtarıldı. “Esir tutuldum vs” demesine rağmen herkes biliyor ki, bir zamanlar ABD’nin Pasifik Filosu’na komuta eden önemli bir Amiral’in oğlu olduğu anlaşılınca Kuzey Vietnam için “değerli” bir savaş esiri olmuştu. Canının yandığını ondan başka iddia eden de olmadı. Özellikle onunla beraber esir olanların bu konudaki tanıklıkları biliniyor. “Esaret”ten kurtulduktan sonra “kahramanlara” bayılan ABD’de devlet tarafından Gümüş Yıldız, Uçan Haç, Bronz Yıldız ve Mor Kalp ödüllerine layık görüldü.Faith of My Fathers adlı bir kitabı var, bulup okunsun isterim, orada nasıl işkence gördüğünü anlatır ama birçok esir ABD’li asker tam tersine McCain’in Kuzey Vietnam’la işbirliği yaptığını bu nedenle çok rahat bir “esrilik” yaşadığını dile getirdiler. Earl Hopper adlı bir albay “McCain Kuzey Vietnamlılara çok gizli bilgiler verdi, bunların en önemlisi uçuş rotalarımızdı” dedi örneğin. Verdiği bilgiler sayesinde ABD Vietnam savaşında çok fazla uçak kaybetti, nihayet Kuzey Vietnamın bombalanmasını durdurmak zorunda kaldı. Burada anında ülkesini satan biri olmasına rağmen, Kuzey Vietnam’ın zaferinde böylesi bir rolü olduğu için inceden bir teşekkür yolluyorum McCain’e.Vietnam savaş esirleri konusunda yazdığı haberleriyle dikkat çeken Pulitzer Ödüllü gazeteci Sydney Schanberg, 1980’lerin sonlarından başlayarak bu savaş delisi sahte kahramanın hikayesini takip etmeye başladı. Araştırmalarını yaparken hem McCain’in hem de geçen dönemin Dışişleri Bakanı John Kerry’nin engellemeleri ile karşılaştı. Bu iki kafadar Pentagon dosyalarına erişimini engellediler Schanberg’in. McCain’in Vietnam’da ne berbat işler yaptığını bilenler de zamanla öldüler. Ama ABD’de hatırı sayılır bir kesim bu vahşi adamın ne menem biri olduğu konusunda kesin bir yargıya sahipler.Benimle aynı uçakta bulunmasının nedeni Suriye’deki cihatçıları ziyaret etmekti. O kadar başına buyruk bir adamdı ki, bu ziyaret yürütme organına mensup olmayanların dış politika girişiminde bulunmasını yasaklayan Logan Yasası’na da aykırıydı.Vatanseverlik istismarı konusunda eline su dökülemez biri olan McCain’in savaş tutkusu siyasi kişiliğinin en belirgin özelliğiydi. Kongre’nin en militarist kafalı adamı buydu. Yakınlarda CIA’in başına getirilecek kişiye “işkenceci” diyerek itiraz etmesine bakıp, onda insansever bir yan görenler yanılıyorlar. Çünkü Vietnam’da işkence görmüş bir adam olarak bir işkenceciye karşı çıktığını söylemiş olması, “Vietnam Kahramanı” istismarcılığının gereğiydi sadece. Kimse de yutmadı zaten.Şimdi öldü. “İran’ı bombala bombala” şarkısını söylerkenki videosunu bulup izleyin, sesi kötüydü. Bütün savaş çığırtkanlarının olduğu gibi.İyi ki sustu.

‘Şahin’ Cumhuriyetçi John McCain öldü

ÖMÜR ŞAHİN KEYİFABD’li Senatör John McCain 81 yaşında beyin kanserinden öldü. Cumhuriyetçilerin önde gelen isimlerinden McCain’in ölüm haberinin ardından, Kongre’nin iki kanadından da ‘vatansever bir kahraman’ olduğuna dair mesajlar yayımlandı. Senatör Bernie Sanders’tan 2000’deki Başkanlık ön seçimlerinde karşısına çıktığı George W. Bush’a kadar herkesin ‘kahramanı’ olan 35 yıllık Senatör McCain; önemli bir kesim tarafındansa savaş taciri olarak anılıyor. McCain, Vietnam’da savaş suçuna ortak olan, Irak’ın yıkımını destekleyen, hızını alamayıp ‘İran’ı bombala bombala’ diye şarkı söyleyen, Suriye’de Libya’da rejim değişikliği için çaba sarf eden, Yemen’de Suudi saldırılarına arka çıkan, Sırbistan’dan Kuzey Kore’ye tüm dünyada Amerikan müdahalesini destekleyen kişi olarak hatırlanıyor. Bir savaş delisiyle uçmuştum Siyasi kariyeri boyunca orduya ayrılan bütçenin artırılması konusunda çaba sarf eden McCain’in ismi, son olarak Ağustos ayında Trump tarafından imzalanan 2019 Ulusal Savunma Yetkilendirme Tasarısı’na verilmişti. McCain’in mirasını tanımlar nitelikteki yasa uyarınca, orduya 717 milyar dolarlık bütçe verildi. Nükleer silah programına da 65 milyar dolar ayrıldı. Bu doğrultuda üretilecek silahların geçen yıl ilk kez Afganistan’a atılan ‘tüm bombaların anası’ndan bin kat kuvvetli olduğu belirtiliyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Politika Çalışmaları Merkezi’nden Lindsay Koshgarian’ın hesabına göre, söz konusu bütçe, Soğuk Savaş’ın sonundaki bütçeyi ikiye katlıyor. Bush’un ‘Teröre Karşı Savaş’ından önce harcanandan ise 300 milyar dolar fazla.“İran’ı bombala, bombala”Tasarı sadece orduya ayrılan bütçeyle değil aynı zamanda, Yemen’i yok eden Suudi koalisyonuna da silah desteğinin devam etmesinin önünü açıyor. Öte yandan İran’ı Amerikan ulusal güvenliğine ve Ortadoğu’ya ‘tehdit’ olarak adlandırıyor. McCain, 2007’de katıldığı bir etkinlikte “İran’ı bombala bombala” diye şarkı söylemiş, daha sonra bu görüntüleriyle gurur duyduğunu dile getirmişti.Anaakımın derdi başkaPeter Certo, Counter Punch’taki yazısında, Amerikan anaakım medyasının konuyla ilgili haberlerde bütün bu gerçeklere değil, Trump’ın yasayı imzalarken McCain’e teşekkür etmediği üzerine yoğunlaştığına dikkat çekmişti. Söz konusu tasarı, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’dan her iki parti oylarıyla da geçti. Savaş bütçesine partiler üstü ilgi, John McCain ve Trump arasındaki sürtüşmeyle benzeşiyor. McCain kimi konularda Trump’a karşı çıkışlarıyla biliniyordu. Ancak konu İran nükleer anlaşmasını rafa kaldırmak ya da savaş politikalarını desteklemek olduğunda durum değişti.Vietnam ‘kahramanı’ olarak döndüABD’nin Vietnam savaşında, hava bombardımanından sorumlu olan McCain, Hanoi’de uçağı düşürülmesi sonrası yakalanıp, altı sene kadar Kuzey Vietnam’da hapishanede kaldı. Burada işkence gördüğü belirtilen McCain, ABD’ye bir savaş kahramanı olarak döndü. Bu durum, siyasi kariyeri boyunca kendisine adeta bir dokunulmazlık kazandırdı. Cumhuriyetçi Parti’nin aykırı ismi olarak anılan McCain, CIA’in başına Irak Savaşı sonrası işkence programının başındaki Gina Haspel’in geçirilmesine de karşı çıkmıştı. Oysa işkenceye karşı olarak bilinen McCain, işkencenin önünü açan Amerikan savaşlarının en büyük destekçisi oldu.11 Eylül saldırıları sonrası savaş politikalarının halka ilişkiler çalışmalarının yüzlerindendi. Afganistan, Irak, İran ve Suriye’nin ‘terörizmi’ desteklediği konusunda demeçler veriyordu. Savaşın sonuçları, fikrini değiştirmedi. 2008 yılında, Barack Obama’ya karşı başkanlık yarışı sırasında, kendisine Bush’un 50 yıl Irak’ta kalabileceği ifadeleri sorulduğunda, “Şunu 100 yıl yapalım” diyecekti. McCain, yazdığı son anı kitabında, savaşı bir ‘hata’ olarak andı. Oysa McCain benzer rolü 2011 iç savaşında Kaddafi’ye karşı da oynayacaktı. Suriye’de rejim değişikliğini savundu, muhalifleri silahlandırma çağrıları yapan ilk kişilerden biriydi. Trump’ın Suriye’ye hava saldırılarını memnuniyetle karşılamıştı. Trump davet edilmeyecek iddiasıSeçim kampanyasından bu yana zaman zaman McCain’le sürtüşme yaşayan Trump, McCain’in Vietnam’da yakalanması dolayısıyla, ‘kahraman olmadığını’ söylemiş, tepki çekmişti. McCain henüz hayattayken planlanan cenazesine Donald Trump’ın davet edilmeyeceği iddiaları basına yansımıştı. McCain’in cenazesinde Barack Obama ve Bill Clinton gibi eski başkanların konuşma yapacağı da çıkan haberler arasında.

Yeni faşizm eskisinden farksız

Kenn Orphan *Faşizm kavramını anlamak güç olabilir. Bu kelimeyi duyduğumuzda genelde aklımıza Hitler ve Mussolini gibi şahsiyetler geliyor ancak bu “dar” bakış aldatıcı olabilir çünkü faşist düşünce herhangi bir toplumda, herhangi bir ideolojide dayanak bulabilir. Çünkü faşizm başlı başına bir ideoloji değil, gerici ve insan düşmanı inançların bütünüdür. Toplumun birçok kesimi tarafından ortaya atılan bir kavram olmasına rağmen, asıl tehlike her insanın yüreğinde gizlenebilmesidir.Faşizm göstergeleri bazılarımıza tanıdık gelecektir çünkü tarihçiler ve faşizm zulmünü yaşayanlar onu yıllardır analiz etmektedir. Bu göstergeler şöyledir; agresif yabancı düşmanlığı, şovenizm; ırksal, etnik ya da dini üstünlükçülük, devlet şiddetine destek, kadınların geleneksel rollerine destek, sansüre ve muhaliflerin susturulmasına destek, devletin geçmiş suçlarının inkarı, yerli ve yabancı diktatörlere yönelik sevgi, çoğulculuktan alenen ya da dolaylı olarak tiksinme, milli üstünlük temalı mitolojik destanlara inanç, toplumun dertlerinden sorumlu tutulan grupların canavarlaştırılması.Faşizm genelde “sağ” olgu olarak görülür, fakat “sola meyilli” liberal Batı düzeninin de faşizme yatkın birçok etmeni olduğunu kavramak şart. Donald Trump’a olan nefretleri gerekçesiyle FBI ve benzeri çirkin devlet kurumlarını, devletin gözetleme araçlarını düşüncesizce destekleyenlerde bunu görüyoruz. Batı’da “radikal sol” denen kesimde bazıları var ki, Amerikan emperyalizmine duydukları nefret çerçevesinde emperyalist sisteme baş kaldıran otoriter liderlere hayranlık duyuyorlar. Bunu yaparken bu rejimlerin işledikleri suçları görmezden geliyorlar. Myanmar, Suriye, Filipinler… her yer olabilir. Aşırı sağcılar bu zayıflıktan yararlanarak kimi radikal solcuları yanlarına almayı bile denemiştir. Bu yeni bir şey değil. Hitler’in kahverengi gömleklerinden günümüzün neo-Nazilerine, taktik daima “kolay hedeflere” yoğunlaşmak olmuştur. Önyargılarını, eğilimlerini ve temel korkularını besleyen bilgileri topyekûn kabul etmeye yatkın olanlara…Burada amacım emperyalizmi savunmak ya da “yüce bir amaç için” insanlık suçu işleyen, sivilleri terörize eden milisleri kayırmak değil. Ancak “emperyalizm karşıtı” görünen totaliter liderleri ve despot rejimleri desteklemenin “sol değerlerle” bağdaşır yanı yoktur. Diğer bir deyişle, bir lider Amerikan emperyalizmine başkaldırıyor diye hemen “halkların kahramanı” oluvermez.Bu olguyu akıllara zarar şekilde zaman zaman “solcu” olarak tasvir edilen Vladimir Putin’e istinaden de görüyoruz. Günümüz Rusya’sı bazılarımızın hayal etmekten hoşlandığı solcu ütopyası olmaktan çok uzak. Sovyetler birliği sonrası Rusya’nın siyasi iklimi Amerikalı kapitalistler tarafından acımasızca suiistimal edildi ve Washington’dakinden pek de farklı olmayan oligarşik bir düzen kurdu. Boris Yeltsin’in iktidara gelmesini destekleyen Amerikalılar mevcut jeopolitik bataklığın zeminini hazırladılar. Batı’daki yeni muhafazakar destekçilerinin gönlüne göre hareket eden Yeltsin, etnik gerilimleri körükledi ve petrol yataklarıyla dolu Çeçenistan’ı istila etti. Vahşi ve kanlı operasyonu yürütmesi için eski KGB’li Yarbay Vladimir Putin’i görevlendirmişti.Bu esnada SSCB’nin çöküşü sonrasında oluşan siyasi kafa karışıklığı, uluslararası dalavereler, ekonomik zayıflama ve jeopolitik mağlubiyetten beslenen güçlü bir faşist dalga şekillendi. Günümüzde hala devlet baskısı şeklinde hüküm sürüyor; gericiler LGBT bireylere zulmediyor. Bu olguyu Hindistan, Orta Doğu, Avrupa dahil her yerde, Batı’nın güvenilir müttefiklerinde dahi, farklı şekillerde görüyoruz.Hindistan’da Narendra Modi’nin yükselişi faşizmin evrenselliğini kanıtlıyor. Dünyanın en büyük demokratik ülkesi Hindutva milliyetçiliğinin yükselişine şahit oldu. Bu ideoloji Avrupa ve ABD’deki beyaz üstünlüğü ideolojisine benziyor. Dolayısıyla diğer dinlerin mensuplarına, kadınlara, yoksullara ve trans bireylere yönelik şiddet olaylarının zirve yapması kimseye şaşırtıcı gelmemeli. Faşist rejimler sık sık şiddetten beslenir ve silahlı milislere, yasadışı örgütlere içten içe göz yumarlar. Bölgesel işgaller, askeri maharet anlatılarını ön plana çıkararak bu sürece destek olur. Örneğin, Keşmir’in kanlı işgali bunu kanıtlar niteliktedir. İsrail’de ise aşırı sağ, yıllardır ABD ve Avrupa desteğiyle süren askeri işgal ile yüreklendirilmiştir. Siyonizm günümüzde “apartheid” benzeri bir sistem yaratarak, su götürmez derecede faşist bir düzen kurmuştur. Üstelik, düzenin tek mağdurları Filistinliler de değil. Göçmen karşıtı fikirler ve ihraç politikaları destek kazanmış durumda. Diğer yandan, yaşananlarda Yahudi düşmanlığının da payı var. Faşist düşünüş hem İsrail devleti fikrini sever, hem de Yahudilerden nefret eder. Bunu sağcı Hıristiyan medyasında görmek mümkündür. “Radikal solda” ise rahatsız edici Yahudi düşmanlığı vakaları yaşanmış, bunlar Yahudi barış aktivistlerini yabancılaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır.Faşizmin korkutucu yükselişine dünyanın dört bir yanında şahit oluyoruz. Aslına bakarsanız, faşizmin yükselişine imkan veren koşullar yirminci yüzyıl sonu kapitalist politikalarınca yaratılmıştır; ani iklim değişikliği, emperyalist sömürü savaşları, dini ve mezhepçi aşırılıkçılar, ırkçı kolonicilik de bu yükselişi beslemiştir. Yirmi birinci yüzyılda insanlık olarak bu hayaletlerle yüzsüzeyiz; insanlık tarihi boyunca milyarca insanın gömüldüğü toplu mezarlar, toplama kampları, esir kampları… Bu tehlikeyle ilelebet savaşmamız gerektiği şüphesiz, ancak bunu yapabilmek için önce ne olduğunu ve nerede gizlendiğini anlamalıyız.Faşizm bir akıl hastalığıdır. İçimizdeki korkuların, içinde yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle çarpışmasıdır. İçimizdeki korkuları dünyaya yansıtır ve korkularımızı susturma dürtüsüyle davranırız. Otoriter figürleri cazip bulma sebebimiz de tam olarak budur. Hayal ürünü olsa da siyah-beyaz bir dünyanın verdiği güven, hayatın kaotik görünen gelişigüzelliğinin yerine geçer. Faşist düşünce çatısı altında tüm belirsizlikler, bağlamlar ve nüanslar kolaylıkla itelenir. “Diğerleri” günah keçisi ilan edilir, canavarlaştırılır, cezalandırılır ve ortadan kaldırılır. Empati katledilir. Kitleleşmiş faşistler için “kafa karışıklığı” bir erdemdir. Hakikat düşmandır ve alay konusu edilir, ezilir, öldürülür.İnsanız ve içimizde aydınlık ve karanlığın yanı sıra, ikisinin arasındaki birçok tonu barındırırız. Dünyada birçok insanın zalim ve acımasız şeyler yaptığına şüphe yok. Aslına bakarsanız, zalimlerin birçoğu büyük güce sahip. Küresel düzenin, milyarca insanın acımasızca sömürülmesi üzerine kurulu olduğu; gezegenin para için sistematik bir biçimde yağmalandığı da aşikar. Baskı idaresi, aç gözlülükten besleniyor ve şiddet aracılığıyla sürdürülüyor. Ancak tüm bunları alt edip dünya ile temasa geçecek araçlara her birimiz sahibiz. Korkularımızı yenecek güce sahibiz. Ancak direnmezsek ve faşizmin palazlanmasına izin verirsek bu araçların elimizden alınacağına ve dünyanın geleceğinin çalınacağına şüphe yok.* Counter Punch’dan çeviren Fatih KIYMAN

Venezuela’da isyan kanlı bitti!

Venezuela’da bulunan bir karakolda yaşanan ayaklanma sırasında çıkan yangında 68 kişi hayatını kaybetti.

Venezuela’nın Valencia kentinde, Carabobo karakolunun hücre bölümünde mahkumlar ayaklandı. Ayaklanma sırasında çıkan yangın sonucunda ilk belirlemelere göre 68 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Adalet Bakanı Tarek Saab, yangın nedeniyle yaşamını yitirenlerden 66´sının erkek, 2´sinin kadın olduğunu duyurdu.

Cezaevlerine kapasitelerinin üstünde hükümlü yada tutuklu konması sıradan bir işlem olan Venezuela´da, cezaevi kapasitesinin 60 kişilik olduğu, içeride ayrıca çalışanların da bulunduğu belirtildi.

MAHKUM YAKINLARI SİNİR KRİZİ GEÇİRDİ

Öte yandan olay yerine gelen mahkumların yakınları ardı ardına gelen ölüm haberlerinin ardından sinir krizi geçirdi. Polis güçleri acılı aileleri kontrol etmekte zorlandı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.